23/12/2011 sudamlasi
Yorumlar (0)
Bir başka genel olarak Ginseng olarak bilinen bitki Sibirya ginsengidir (eleuthero). Ancak bu orijinal ginseng sayılmamaktadır zira kökünde “ginsenoit” olarak adlandırılan aktif maddeyi içermemektedir. Ancak sibirya ginseng, faydaları açısından diğer gerçek gınseng tipleri ile benzer iyileştirici özelliklere sahiptir, benzer ginseng yararları sağlar.
Ginseng Bitki Özellikleri
Ginseng'in tüm şifalı bitkiler içerisinde en etkili adaptogen (strese karşı direnci artıran bir ajan) olduğu düşünülür.
Ginseng, fiziksel aktiviteleri ve vücut direncini artıran bir bitkidir ve fiziksel ve mental (zihinsel) dayanıklılığı artırır.
Ginseng'in uzun bir süreden beri, özellikle erkeklerin üretkenliğini, erkeklik hormonu (testesteron) ve sperm miktarını, cinsel gücünü ve dolaşım sistemlerini (özellikle prostata karşı) olumlu bir şekilde etkilediği de düşünülmektedir.
Ginseng'in kadınlar üzerindeki beynin hafıza (bellek) merkezlerini uyarıcı etkisinin bulunması ise yenidir.
M.S 1. yüzyıla ait bir Çin metnine göre; Ginseng, zihni güçlendirici, irfan ve bilgeliği artırıcı bir şifalı bitki olarak tanımlanmakta ve düzenli kullanımının yaşam süresini artıracağı belirtilmektedir.
Ginseng Etkileri
Merkezi sinir sistemini etkileyerek beyin aktivitesini artırmada,
* Hafıza zayıflığını, dalgınlığı, düşünce ve konsantrasyon güçlüklerini önlemede,
* Bitkinlik, yorgunluk, uykusuzluk ve huzursuzluk hallerini gidermede,
* Zihni ve akli fonksiyonları geliştirmede, sinir bozuklukları ve depresyona karşı korumada,
* Vücudu canlandırıp zindelik kazanmasında,
* Organizmanın doğal savunma mekanizmasını ve dayanıklılığını artırmada,
* Alkol, sigara ve diğer uyuşturuculara karşı merkezi sinir sistemini korumada,
* Genel fiziksel ve zihinsel kabiliyetleri artırmada,
* Sinirsel bulantı ve öğürmeyi önlemede,
* Yaşlanmayla ortaya çıkan halsizlik, kuvvetsizlik ve güçsüzlüğü önlemede,
* Hatırlama ve öğrenme yeteneğinin artırılmasında,
* Stres ve sinir gerilmelerinde dayanıklılığı artırmada

Kaynak:Ginsengli Bobo
10/08/2011 sudamlasi
Yorumlar (0)
Andre Kirk Agassi (d. 29 Nisan 1970, Las Vegas), İran asıllı ABD'li tenis oyuncusu.
Tenis tarihinde erken yaşta büyük başarılara ulaşan Wonderkid (harika çocuk) diye tabir edilen isimler arasında yer almaktadır. Erkeklerde dört grand slam turnuvasını da kazanan tenisçilerden biridir. Ekim 2001'den beri Alman tenis efsanesi Steffi Graf'la evlidir.
1986'da adım attığı profesyonel turda ilk turnuvasını bir yıl sonra Itaparica'da kazanan Agassi, 1988'i altı şampiyonluk ve Fransa Açık ile ABD Açık'ta yarı final oynayarak tamamladı. 1990'da iki grand slamde final oynadı, ancak Fransa Açık'ı Andres Gomez'e, Amerika Açık'ı sonradan ezeli rakibi olacak Pete Sampras'a kaybetti.
1992'de ilk büyük zaferini Goran Ivanisevic'i beş setlik finalde devirerek Wimbledon'da yaşadı. 1995'te yükseldiği 11 ATP finalinin 7'sini kazanarak dünya sıralamasının bir numarasına yükseldi. Ertesi yıl 1996 Atlanta Olimpiyatları'nda altın madalya kazandı. 1997'de sakatlıklardan dolayı dünya sıralamasında 141 numaraya kadar düşerken, özel hayatında da çalkantılı bir dönem geçiriyordu. Aktris sevgilisi Brooke Shields'tan ayrılan Agassi, 1999'da tenis tarihinin en önemli geri dönüşlerinden birini gerçekleştirerek iki grand slam turnuvasından birden şampiyon oldu.
2005 yılına kadar Dünya klasmanında ilk 10'dan inmeyen Andre Agassi, bu sezon ilerleyen yaşından dolayı sezonun büyük bölümünde yer almadı. Amerika Açık 2006 sonrasında kariyerine nokta koyacağını açıklayan oyuncu, tüm zamanlarda elde ettiği 17 Master Series şampiyonluğuyla bu alandaki rekorun sahibidir. Agassi, profesyonel kariyerinde çıktığı 90 finalin 60'ını kazanmıştır. Kariyerinde 8 grand slam zaferi bulunan yıldız tenisçinin, Jazz Elle ve Jaden Gill adında iki çocuğu bulunmaktadır.
Günümüzde, 2009 sonuna doğru Times tarafından tefrika edilen 'Open' adlı biyografisinde tenis başarıları ve hayatıyla ilgili kesitleri anlatmış, aslında tenis sporunu hiç sevmediğini, babasının zoruyla başladığını ve hayranlarını hüsrana uğratarak bir sporcu olmasına rağmen dünyanın en ağır uyuşturucusunu kullandığını itiraf etmiştir.
10/08/2011 sudamlasi
Yorumlar (0)
Stefania Graf
Ülke Almanya Bayrağı Almanya
Yaşadığı Yer Las Vegas, Nevada
Doğum Tarihi 14 Haziran 1969 (42 yaşında)
Doğum Yeri Mannheim, Batı Almanya
Boy 1.76 metre
Kilo 64 kilogram
Profesyonellik 1982
Emeklilik 1999
Oyun Stili
Toplam Ödül 21,895,277 $
(2nd in all-time rankings)
Tekler
Kariyeri: 902-115
Toplam Kupa: 107
(3rd in all-time rankings)
En Yüksek Sıralama: No. 1 (17 Ağustos 1987)
Grand Slam Sonuçları
Avustralya Açık W (1988, '89, '90, '94)
Fransa Açık W (1987, '88, '93, '95, '96, '99)
Wimbledon W (1988, '89, '91, '92, '93, '95, '96
Amerika Açık W (1988, '89, '93, '95, '96)
Çiftler
Kariyeri: 173-72
Toplam Kupa: 11
En Yüksek Sıralama: No. 5 (21 Kasım 1988)
Stefanie Maria Graf (d. 14 Haziran 1969, Mannheim) 377 hafta ile dünyanın en uzun süre 1 numarada kalan tenisçisidir. Open era'da 22 grand slam ile en çok grand slam kazanan tenisçidir. Sporcuyu tenisle ilk tanıştıran sigortacılığın yanı sıra koçluk da yapan babası Peter Graf'dı. Graf henüz üç yaşındayken ona evlerinin salonunda raketi nasıl tutması gerektiğini gösteren babasından, ilerleyen yıllarda da tenis sporunun tüm inceliklerini öğrenecekti. Kortlarda çalışmaya ilk başladığındaysa 4 yaşındaydı. Bir yıl sonra ilk turnuvasına katılacaktı. O dönem ne kadar turnuva varsa katılmış olan sporcu 1982'de ilk ödülünü kucakladı ve European Championships'te birinci oldu.
1983 yıındaki ilk profesyonel sezonunda iyi bir çıkış yakalayamadıysa da daha sonraki dönemlerde stilini oldukça geliştirdi. 1984'te Wimbledon'da yapılan turnuvada İngiliz sporcu Jo Durie'yle yaptığı müsabakada gösterdiği performansla tüm ilgiyi üzerine çekti ve bu uluslararası başarıları için sadece bir başlangıç oldu. Graf'ın tüm takvimi ve etkinliklerini babası kontrol ediyordu. Kızının özel hayatına da karışan Graf, onun sadece maçlara odaklanmasını istiyordu. Hayatı havaalanları ve tenis kortları arasında geçen sporcu, utangaç olarak tanınıyordu. 1985 ve 1986'da döneminin iki büyük tenisçisi Martina Navratilova ve Chris Evert'le yaptığı maçlarda 6 kez Evert'a, 3 kez de Navratilova'ya yenildi. Ancak 13 Nisan 1986'da Hilton Head, South Carolina'da yapılan Circle Cup'ta Graf Evert'in karşısında ilk kez büyük bir başarı kazanarak WTA tournament'ın şampiyonu oldu. WTA'yi yine birbirinden başarılı üç turnuva takip etti: Amelia Island, Charleston ve Berlin. Graf artık tenis dünyasının yeni yıldızıydı ve maçların favorisi olarak gösteriliyordu.
French Open'da kaptığı virüs dolayısıyla hastalanan oyuncu, Hana Mandlikova'ya yenildi ve rahatsızlığı dolayısıyla Wimbledon'a çıkamadı. 1987, oldukça sert geçen maçlarla doluydu. Key Biscayne, Martina Navratilova, Chris Evert ve Gabriela Sabatini'nin karşısında büyük üstünlük kazanan Graf aynı yıl ilk yenilgisini Navratilova karşısında yaşadı.
Babasının dominant kişiliği ve Graf'ın özel hayatı üzerinde kurduğu baskı 1995'te sona erdi. Zira vergi skandalı söz konusu olmuştu. 1999'da Graf'ın özel hayatı tabloid gazetelerin manşetlerinden inmez olmuştu. Çünkü Graf kendisi gibi tenisçi olan ve kortlarda fırtına gibi esen Andre Agassi'yle birliktelik yaşıyordu. Çift o yıl Fransa Açık Tenis Turnuvası`nda birinci olduktan sonra yapılan bir kutlamada tanışıp birbirlerine aşık oldular. Bir süre sonra jübilesini yapıp sahalara veda eden Graf, 2001'de Agassi'yle hayatını birleştirdi. Çiftin Jaden Gil adında bir oğulları ve Jaz Elle adında bir kız çocukları oldu. Bir röportajda aşklarının ilk günkü gibi devam ettiğini söyleyen çift, mutluluklarının sırrını ortak noktalarının çok olmasına bağlıyorlardı.
10/08/2011 sudamlasi
Yorumlar (0)
Mariya Yuryevna Şarapova (d. 19 Nisan 1987; Nyagan), Rus tenisçi.Nick Bollettieri Tenis Akademisi'nde oynamak için 8 yaşındayken Amerika Birleşik Devletleri'ne göç etti. 3 Temmuz 2004'te Serena Williams'ı 6-1 ve 6-4'lük setlerle 2-0 yenerek Wimbledon Tenis Turnuvası'nı kazanan en genç ikinci tenisçi oldu. 2006 yılında ise Justine Henin'i 6-4'lük 2 setle geçerek kariyerinin ikinci Grand Slamı olan Amerika Açık'ı kazandı.
Maçları sırasında 100 desibeli aşan çığlıkları ile ünlenen sporcu bu yüzden uyarılara maruz kalmıştır. Çift el backhand kullanır. Güçlü backhand ve forehand vuruşlarıyla tanınır.
2008 yılında Avustralya Açık finalinde Ana Ivanovic'i 7-5 ve 6-3 lük setlerle yenerek şampiyon oldu. Turnuva süresince dünya 1 numarası Justine Henin'i 6-4 6-0 ve 4 numarası Jelena Jankovic'i de 6-3 6-1 gibi skorlarla rahatça geçti. Halen Grand Slam koleksiyonunun son parçası olan Roland Garros için mücadele etmeye hazırlanmaktadır.
Justine Henin'in tenisi bırakması sonucunda 19 Mayıs 2008'de açıklanan WTA sıralamasında 2005'ten sonra bir kez daha bir numara oldu.Son sıralamada, aldığı yenilgiler yüzünden 1 Ocak 2009 itibariyle yerini Sırp tenisçi Jelena Jankovic'e bıraktı.Şarapova, yaşadığı omuz sakatlığı sonrası dünya klasmanında ilk 20'ye veda etti.13 Nisan 2009 itibariyle klasmanda 53. sırada bulunuyor. 2009 yılında sadece 1 turnuvaya katılan Şarapova 2. turnuvasında Grand slam turnuvalarından Roland Garros'ta mücadele etti.
10/08/2011 sudamlasi
Yorumlar (0)
Wimbledon Tenis Turnuvası Tarihçesi .Şampiyona ilk defa 1868 yılında Worple Road, Wimbledon, Londra yakınlarındaki bir sahada All England Lawn Tennis and Croquet Club 'ünün kontrolünde oynanmıştır. Turnuvadaki tek klasman Tek Erkekler kategorisiydi. 1884'de All England Club Tek Kadınlar ve Çift Erkekler kategorilerini de ekledi. Çift Kadınlar ve Karışık Çiftler ise 1913'te eklenmiştir. Şampiyona, Church Road yakınlarındaki bugünkü yerine 1922'de taşınmıştır. Diğer Grand Slam turnuvalarında olduğu gibi Wimbledon'da da 1968'deki Açık Tenis Turnuvaları'nın kuruluşuna kadar en üst seviyedeki amatör sporcular yarışıyordu. Turnuvayla gurur duyan İngilizler için Wimbledon aynı zamanda ulusal mizah ve üzüntü konusudur. Çünkü Wimbledon'u Tek Erkeklerde 1936'da Fred Perry ve Tek Kadınlarda 1977'de Virginia Wade'den beri hiçbir İngiliz sporcu kazanamamıştır.
10/08/2011 sudamlasi
Yorumlar (0)
Wimbledon Tenis Turnuvası, ya da kısaca Wimbledon, tenis sporunun en eski ve en prestijli turnuvasıdır. İngiltere'nin başkenti Londra'da her yıl Haziran ayının son haftasında başlayan turnuva iki hafta sürmektedir. Artık yağmur nedeni ile maçların aksamadığı turnuvada ilk Pazar günü geleneksel olarak maç oynanmaz. İlk olarak 1877 yılında düzenlenen turnuvada, tenisçilerin beyaz giyinme zorunluluğu, korta giriş ve çıkış protokolü gibi yazılı olmayan kurallar vardır.
Çim kortta oynanan tek grand slam turnuvası olan Wimbledon, genelde servis-vole oyununu etkili uygulayan tenisçilerin başarılı olduğu bir turnuvadır. Her yıl 20 ile 26 Haziran arasına rastlayan pazartesi günü başlar. Ağustos ayındaki ilk pazartesiden altı hafta önce ve erkek oyuncular için Wimbledon'a ısınma turnuvası olarak nitelendirilen Quenn's Club Şampiyonasından iki hafta sonra başlar. Aynı anda yapılan bir başka önemli ısınma turnuvası da Halle, Almanya'daki Gerry Weber Açık Tenis Turnuvası 'dır. Wimbledon genellikle iki hafta sürer, ana kategorideki karşılaşmalar bu iki haftaya yayılır. Ama junior klasmanı ve özel maçlar genellikle ikinci hafta yapılır. Geleneksel olarak Middle Sunday (Ortadaki Pazar günü) karşılaşma yapılmaz ve dinlenmeye ayrılır. Yine de yağmur nedeniyle Turnuva tarihinde üç kere Middle Sunday günü karşılaşma yapılmıştır: 1991, 1997, ve 2004'te. Her üçünde de Wimbledon'da numarasız ve ucuz biletlerin satıldığı "Halk Günü" düzenlenmiştir.
6/08/2011 sudamlasi
Yorumlar (0)
Lied nedir .Lied, Almanca şarkı anlamına gelen, insan sesi için bestelenmiş bir şarkı türüdür. Lirik, kısa şiirler üzerine bestelenir. Lied'de şiir ve müzik aynı önemde birleşir. Daha çok piyano eşliğinde solo olarak söylenir. Ancak iki, üç, dört kişi veya koro tarafından seslendirilen liedler de vardır. İki ya da üç bölümlü formunda bestelenir.
6/08/2011 sudamlasi
Yorumlar (0)
Türk oratoryoları .Batı tekniğiyle beste yapan Türk müzisyenleri oratoryo türünde bazı eserler verdiler. Bunlardan en önemlileri, Ahmet Adnan Saygun, metni Yunus Emre'nin şiirlerine dayanan Yunus Emre Oratoryosu (1946), Fazıl Say'ın Nazım Hikmet Oratoryosu ile Nevit Kodallı'nın, Cahit Külebi'nin uzun bir şiiri üzerine bestelediği Atatürk Oratoryosu'dur (1953). Atatürk Oratoryosu benzeri eserler, oratoryo türünün, dini konular dışına da taştığını göstermektedir.
6/08/2011 sudamlasi
Yorumlar (0)
Fransa'da oratoryo .Fransa'da ise Mondonville'in Fransız oratoryoları aslında büyük motetlerdi. Persuis, Davesnes, Gossec, Edelmann, Rigel, Vogel, Le Noble, Le Sueur, dini bestelerine tasviri bölümler kattılar. Almanya'da 1803'te Beethowen Christus am Olberge (İsa Zeytin Dağında) adlı eserini verdi. Bundan kısa bir süre sonra da Mendelssohn, Schumann, Brahms, Liszt ve Dvorjak yeni şaheserler yarattılar. Fransa'da ise Cesar Franck Berlioz Gounod'nun eserleri sayılabilir.
6/08/2011 sudamlasi
Yorumlar (0)
Almanya'da oratoryo .Alman oratoryosunda koronun büyük bir yer tutmasına karşılık, İtalyan operasında koro ikinci planda kaldı. Oratoryoyu Hamburg'a 1715'te Mattheson soktu. Onun, İncil ile ilgili bestelerinden otuziki oratoryosu ile Händel ve Çileleri ile Noel Oratoryosu (kır kantatları dizisi) gibi ölümsüz şaheserleri olan Johann Sebastian Bach ilham aldılar; Keiser, Telemann, Schieferdecker, Kunzen'ler C.P.E. Bach İsraeliten in den Wüsle (İsrailliler Çölde, 1775), İsa'nın ölümü, Händel estetiğini örnek alan oratoryolar bıraktılar. Haydn ise, konusunu Tekvin'den ve Milton'ın Kayıp Cenneti'nden alan Die Schöpfung (Yaratılış, 1798), ardından da Die Jahreszeiten'i (Mevsimler) yazdı.

